Recent Posts

06 Temmuz 2009

Yat Tatili

Geçirdiğim rahatsızlıktan ötürü, doktor bana "Yatıp istirahat edeceksin, ilaçlarını aksatmayacaksın!" dedi. 10 günlük raporumu aldıktan sonra iş yerime gidip raporumu izne çevirteyim derken, sinirlerim gerilmeye başladı. İşler o kadar yoğundu ki, müdür neredeyse "Gider ayak bir iki işi yap." diyecek diye korktum. İş yerinin stresini bir saniye bile çekecek durumda değildim ve olabildiğince hızlı adımlarla ordan uzaklaştım. Rahatsızlanmadan önce, aynı hafta için izin alıp Sinop ve Ayancık'a gitmek istiyordum. Maalesef güzel tatil planım suya düşmüştü. Yatak istirahatli bir tatilde yapılacak en iyi iş, tabi ki kitap okumaktı ve uzun süredir askıya aldığım kitapları bir bir devirmeye başladım.

Ayşe Kulin'in Nefes Nefese adlı romanıyla başladım. Hikaye beni gerçekten sürükledi ve kitabı okumakta sıkıntı çekmedim. Nazilerin elinden Türk yahudileri Almanya'nın içinden geçen bir trenle Türkiye'ye kaçırmak, zekice bir fikirdi. Roman gerçekten etkileyiciydi. En çok tren yolculuğu sırasında ünlü bir bilim adamının hikayesi etkiledi beni.

Sonra Cengiz Aytmatov'un Toprak Ana'sını okudum. Ne yalan söyleyeyim, gözyaşları içinde okudum. Hikayeyi Türkan Şoray'ı baş karakterin yerine oturtup, türk filmi izler gibi kafamda sahneledim. Beni en çok ağlatan kitaptı.

Kitabı bitirdikten sonra kardeşimin kitaplığına dadandım ve 'İstediğiniz kişiye 8 dakikada nasıl evet dedirtirsiniz' adlı kitabı okudum. Bu kitap biraz daha dikkatimi toplamama ve işime yarayacak bilgileri not almama yaradı. Not aldığımı unutmazsam, belki faydalı olabilir. Çok pratik yöntemler olduğunu söyleyemem. İnsanlar niyet okuma konusunda giderek daha şüpheci yaklaştıkları için, tek yolun samimiyet olduğuna karar verdim.

Sonra Elif Şafak'ın Aşk romanını okumaya koyuldum. Kitap ilk cümleden itibaren elimi bırakmadı. Göl ve nehir benzetmesi beni tümden esir aldı. Kitap tasavvufi konulara yaklaştığı için çok eleştiri aldı, belki haklıdırlar ama, eleştirenler kadar tasavvuf bilgim olmadığından, kitaptan çok hoşlandım. Roman içinde roman fikrini Elif Şafak pek iyi gerçekleştirmiş. Bunun, romanı daha az sıkıcı yaptığını düşünüyorum. Ella'nın hikayesi hariç diğer kahramanlar, olayları ben diliyle anlattıkları için, daha içten geldiler bana. Romanda sevmediğim tek şey, Zahara'ın cenaze töreni sahnesiydi, o kadar. Ben bu kitabı sevdim.

Nihayet Elif'imin Cenneti'ne geldi sıra. Yarım bırakmıştım romanı. Sıkıntılar, açlık, sevgisizlik, adaletsizlik... Tümüyle gerçek olabilecek bir hikayeydi. Romanda gerçek dışılığı anımsatan tek şey, bunu da laf olsun diye söylüyorum, Kitty'nin Cennet'ten ütü yapmasını istememiş olması. Sanırım romanı okurken ütüyle başım dertteydi.
Romanın iç acıtan bir hikayesi var. Buna rağmen çok güçlü bağların, inançların, umutların gizlice kol gezdiği bir hikaye. Aklıma "insanın pençeleri yok diye onlara iyi diyemeyiz." lafı geldi. Sırf pençeleri yok diye... Bu hikayeyi yönlediren de bu pençeleri olmayan, karanlık taraflarını bilemiş insanlardı. Romanın sonu bana haksızlık gibi geldi. Cennet'i anneannesinin nasıl karşılayacağını çok merak ediyordum. "Devamı var." der gibi bitti roman.

Elime Olasılıksız adlı kitabı aldım ve şu an okuyamayacağıma karar verdim. Çeviri kitaplardan önce yine bizim yazarları okumayı istedim. Oğuz Atay'ın serisinden Tutunamayanlar'ı seçip, yeniden okumaya karar verdim.

Yat tatilim sürüyor ve bu gezememek işi fena canımı sıkıyor.

Yaz tatiliniz yat tatiline dönmesin, dikkat edin dostalar. İki hafta kadar buralarda olmayacağımı söyleyerek, sağlık ve esenlik diliyorum.

2 Yorum:

Elif..den dedi ki...

Geçmiş olsun canım...
Çok güzel kitaplar seçip bitirmişsin...
Hepside birbirinden güzel...
Yaz tatiliniz yat tatiline dönüşmesin fikri için amin canım amin...kimsenin...

bng dedi ki...

canım geçmiş olsun neyin var haberleşemek epey bir süredir iyisin değil mi